• https://www.facebook.com/yenibinyilgazete@gmail.com
  • https://plus.google.com/u/1/
  • https://www.twitter.com/@yenibinyilgzt
  

Cevat KULAKSIZ

Cevat KULAKSIZ
ckulaksizster@gmail.com
Samandağ Musa Dağı Yolcuları. Hatay Yöresine Gezimiz (3)
06/11/2017

Dağın Tepesinde Aziz Simon Manastırı

 

48 yıl bir taşın üstünde dua etmiş (Teyid Edilmeyen Dünya Mirasında)

 

14-15-16 Ekim 2017 günlerinde 25 öğretmen, akademisyenden oluşan bir grupla, Ulusal Eğitim Derneğimizin girişimleri ile Hatay-Samandağ yöresinin tarihi turistik yerlerini gezmek amacı ile gezi düzenledik.

Önce, ilk gün Samandağ yöresindeki tarihi yerleri gezdik, gördük ki arazı tarihi özelliği kadar, ürün verimliliği bakımdan da çok zengin ve verimli topraklara sahip. Bu verimli topraklar, deniz ulaşımı ve bütün ticaretin kavşağı olması tarih boyunca bütün kavimlerin, dinlerin uğrak yeri olmuş, Anadolu’nun en gözde bölgesi olmuştur.

Orta Asya’dan gelen Türker 1071 de Anadolu’ya yerleşince, Anadolu’ya daha önce yerleşen başka ırk ve din mensuplarıyla kültür alışverişine girmişler. Bu etkileşme sürerken, batıdan, doğudan gelenler, Anadolu’nun, limanları, geçitleri, iklimi, toprağı en elverişli olan, en stratejik yeri konumundaki Hatay’da ortak kültür ve yaşam oluşturmuşlar.  Yüzyıllardan gelen bu ortak yaşam sürecinde insanlar hangi dilden, dinden, ırktan olursa olsunlar birbirleriyle kaynaşmışlar, barış içinde yaşamaya mecbur kalmışlar. Halen Hatay’daki bu toplulukların insanları kültürleri kaynaştığı için.  , dünyaya örnek olacak şekilde barış içinde kardeşliği sürdürmekteler. O nedenle Antakya’nın her dağında taşında, toprağında her kültürün kalıntıları, anıları var olduğundan yöre insanları, “toprağın neresini kazarsanız kazın bir şeyler çıkar” derlermiş. Çünkü her yerinde bir kültür kaynaşması vardır. 

 

Yöre insanlarının kültürleri kaynaşmış

Tarih boyunca Araplarla yöre halkının yoğun ticaret ilişkileri ve akraba olmalarından dolayı, halkın çoğunluğu Arapça-Türkçe konuşuyor. Çoğunlu Ermenilerden olmak üzere yerli halkın birçoğu da, 20 yıllık Fransız işgalinin etkisinden olacak, Fransızca konuşmaktalar. Her türlü sebze ve meyve yetiştiriliyor. İklim oldukça güzel, kasıma kadar denize giriliyormuş. Samandağ Türkiye’nin en uzun deniz sahili olan ilçemiz olup, 14 km uzunluğunda incecik kumu olan eşsiz bir yer olarak bilinir. Ayrıca başka bir özelliğini daha öğrendik, Türkiye’nin en az camisi olan il olarak biliniyor, Hatay.

İşte bu aynı ekipteki arkadaşlarla, rehberimiz İsmail Zubari ile bu tarihi kenti gezmeye başladık. Önce Samandağ’daki Aziz Simeon Manastırı'na gidelim dediler.

Aziz Simeon Manastırı, 480m yüksekliğinde koni şeklinde bir tepe üstüne yapılmış. Araba ile dolanı dolanı rüzgâr enerji pervanelerinin yanından çıkılıyor. Çıktığınızda karşınıza aşağıdaki kısmen metin yazılı bir kitabe levha çıkıyor. Öylesine sarp bir yer ki, Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi gibi. Manastırın bir tarafından bakıyorsunuz, 480m aşağıda Asi Irmağı dolanı dolanı akıyor, çevresindeki en verimli toprakları sulayarak denize-Akdeniz doğru uzanıyor. Deniz, ırmak, orman köyler, Samandağ adeta ayağınızın altında kalıyor, eşsiz bir manzara oluşturuyorlar.  

Tanrısal güç neler yaptırıyor

Tepeden öbür taraftan bakıyorsunuz, Samandağ deniz kıyısında olanca güzelliği ile bir tablo gibi; bir taraf yemyeşil, deniz mavisi ile gök mavisi kucaklaşıyor.  Gizemlerle dolu bu konik tepe, Hıristiyan keşişlerinin, müritlerinin arzuladığı semaya doğru, Tanrıya uzanıyor adeta.

İnsanları bu sarp tepelerin başına, bin bir zorlukla mabet yaptıran güç nedir.  Üstelik içindeki Tanrı sevgisi ile bir kayanın başında 48 yıl kendini dünya nimetlerinden uzaklaştırarak beklemek nasıl bir din duygusudur. Din, iman inancı, insanları canlı bomba olmaya bile şartlandırdığını da düşünelim. İslam tarihinde de, böylesine din, iman, peygamber sevgisi insanları garip olaylara yönlendirdiğini gösteren örnekler çoktur. Günümüzün, din iman, Müslümanlık adına bazı imanlı veya meczup kişilerin canlı bomba yaptırıp kendini parçalatmalarından epey yıllar (800-850 yıl) önce, Ahmet Yesevi’nin, “peygamberden fazla yaşayamam”  deyip mezara girdiğini de bize anımsatıyor, bu taş üstünde 48 yıl inziva olayı. Yani din, iman şartlandırmasının insanlara neler yaptırdığını gösteren örnekler pek çoktur, insanlık tarihinde.[1]   

Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı ilk yıllarda Hıristiyanlık yasaktı. Bu kocaman tepenin başında, surla çevrili kocaman manastır içinde yaşayan insanlar suyu nerden alıyorlar, diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Bu yapı kompleksi kayarlın üzerine yapılmış, buralara ondan fazla “su sarnıcı” olacak şekilde derin kuyular kazmışlar. Kayaların her yanından su akımı kuyulara akacak şekilde dolanı dolanı oluklar yapmışlar. Yağmur suları bu oluklardan “su sarnıcı”na-su kuyularına doluyormuş. Şimdilerde güvenlik için bu kuyular toprakla doldurulmuş, üç veya dört tanesi de üzeri ızgara demirle kapatılmış.

Bu Hıristiyan manastırı yapıldığında çok muhteşem bir yapı imiş; yüzyıllar içinde nice depremler, saldırılara maruz kaldığı için yıkılmış.

Manastır yıkıntılarının arasında dolaşırken, birkaç tane örgülü sütun başları gördük. Taş ustaları taşı öylesine işlemiş ki, baktığınız zaman, sanki bir kamış, hasır örgüsü sanıyorsunuz.

 

Kâh yer altında derinlere, kâh yer üstünde en yükseklere  çıkmışlar

Neyse biz devam edelim.

İşte İsa’ya iman edenler, ibadetlerini yapabilmek için tapınaklarını Nevşehir’de (Kapadokya) olduğu gibi yer altı şehirlerine, kuytu yerlere,  buradaki Aziz Simon manastırında olduğu gibi, erişilmesi çok zor olan sivri sarp tepelere, yerlere yapıyorlardı. Gezginciler için kocaman kitabede de aşağıdaki açıklamalar yazılıydı: 

“Aziz Symeon (Simon) Antochıa ad Orentem (Asi Antochıası) Bu gün Antakya yaklaşık 15 km güney Batısında erken Hıristiyanlık hac merkezidir. Antakya ve Defne’yi birbirine bağlayan yol üzerinde Samandağ’ının 480 rakımlı tepesinde altıncı yüz yılda kurulan bir kompleksi, stilites olarak nitelenen sütun üzerinde çile çekme yöntemini benimsemiş bir aziz keşiş olan azizin sütunu etrafında gelişmiştir. Beşinci yüzyılda Kalat Seman’da, (bu gün Suriye) yaşamış olan adaşıyla karışmaması için günümü literatüründe Genç Symeon Stilites olarak da adlandırılan aziz daha yaşadığı dönemde adına inşa edilen büyük ve kapsamlı bir merkezle onurlandırılmıştır.

Altıncı ve yedinci yüzyıllarda aktif olan hac merkezinin Arap akınlarından 11 yüzyıla uzanan zaman aralığındaki akıbeti ile ilgili elimizde kaynak yoktur. 11 yüzyılda alanın bir manastıra dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Manastırın hangi tarihte ve hangi nedenle terk edildiği bilinmese de, bina kompleksinin 1268 deki Baybars komutasındaki Memluk akınlarında zarar gördüğü düşünülür, ancak manastırın terk edildiğine dair bir veri yoktur. Önceki parlak yüzyıllardaki parlak günlerini yansıtmasa da, 14 ncü alanda manastır yaşamının bir şekilde devam etmiş olması yüksek bir olasılıktır.

Alanda niteliği ve işlevi belisiz olsa da, altıncı yüzyıl öncesi bir yerleşimin varlığına dair izler vardır. Ancak kalıntıların çoğu altıncı yüzyıla tarihlenir. Altıncı yüzyılda (yaklaşık 540) Aziz Symeonun alana gelişiyle başlayan inşaat çalışmaları azizin sütunu ve çevreleyen sekizgen mekândan başlamıştır. Alanda bulunan kalıntıların en önemlileri yaklaşık 60x63 lik dikdörtgen planlı bir düzenlemenin içine yerleşir merkezde azizin sütununu çevreleyen sekizgen biçimli üstü açık bir mekândan batıdaki atriuma açılan ana girişin yanı sıra, kuzeye ve güneye uzanan iki giriş mekân daha vardır. Doğuda üç kilise kuzeyden güneye bitişik nizamda sıralanır, ortadaki bazilika planı Kutsal Üçleme Kilisesi, ana doğu baskına yerleşir ve sütunla doğrudan ilişkisi nedeni ile alanın en önemli kilisesi olarak nitelendirilebilir. Yine küçük bir bazilike olan Kuzey Kilisye’’ye dair faza bağımız yoktur. Vaktizhane bu ana mekânın kuzeyinde, doğu batı aksında uzanan yatak kenarına uzanan bitişik olarak inşa edilmiştir ama alanın batısındaki mekânlar, alanı çevreleyen duvarlar ve bu duvarlarla merkezi dikdörtgen düzenlemelerin arasında kalan bölgelerle ilgili bilgilerimiz de çok sınırlıdır. Merkezi Dikdörtgen alanın batısı ilk defa altıncı yüzyılda gündelik yaşam ve gelen hacıların ihtiyaçlarına hizmet verecek şekilde düzenlenmiştir.

………………….

Şeklinde yazılı bir kitabe vardır.

 

48 yıl bir taşın üstünde dua etmiş

 Aziz Simeon Manastırı'nda rehberimiz İsmail Zebari şunları anlattı:

“-Samandağ’ın ismi bu manastırdan geliyor. Bu manastırın yerel söylemdeki adı Seman-Semen gibi böyle değişik söylencelerde söylendiği için 1948 yılında ilçemizin adını Samandağ olarak değiştirdiler. Samandağ’ının tarihteki ismi Selefkiya-Suvediye (Suveydiye, koyu gölge, siyahımsı, siyah anlamında bir anlamı var.) O zaman her taraf ormanlıktı. 521 yılında doğuyor, 541 yılında buraya geliyor, S Simon, MS. (Hıristiyan bir adam). Bu stilit eğitimi alıyor, bunların temel felsefesi dünya nimetlerinde uzakta yaşamayı ilke edilmiş. Yani hani bizde bir deyim var ya, bir lokma bir hırka”, onlar da bir zeytin, bir ekmek gibi en alt düzeyde yaşamayı ilke edinmiş tarikat. Suriye’de de var. Suriye’ dekini ben gördüm, Halep yakınlarında, o zaman tabi savaştan önceydi, çatısı hariç hepsini restore etmişler, bayağı da yüksek duvarları.

S Simon şu gördüğünüz taşın üzerinde, depremler sonucu taşların birkaçı yıkılmış, 10-12m uzunluğunda bu taşın üzerinde 48 yıl tanrıya dua etmesiyle ün kazanmış. Bütün dünya ihtiyaçları haricinde tüm yaşamını orda geçirmiş. Turizm Bakanlığının teyit edilmeyen dünya mirası bölümünde bulabilirisiniz.

Manastır büyük bir kiliseden ibaret, bir ana kilise, şu gördünüz ortadaki büyük bölüm kilise, sağda ve soldaki kiliseler olmak üzere üç tane kilisesi var.

Manastır inşaatın ı kendi inanırları, kendi müritleri yapmış. Herhangi bir devlet kuruluş tarafından desteklenmemişler. Müritleri genelde Adana, Mersin, Tarsus, Silifke’ye olan bölgelerden buraya aileleri ile gelirler, burada çalışırlar, daha sonra ailelerine geri dönerlerdi. Su stoklamak için 12 adet sarnıç var burada, çünkü burada su sorununu, ya Asi Nehrinden, ya da yağmur sularını biriktireceklerdi. 12 tane büyük sarnıç. Sarnıçlardan birini görebilirsiniz;(üzerini demir ızgara ile kapamışlar birileri düşmesin diye), büyüklüğünü aslında oldukça büyük ve derin sarnıçlar, bunlar yağmur sularını depolamak için. Bunun gibi 12 tane var. Bakın şurada yağmur suyunu direne etmek için künkleri görüyoruz. Yağmur suyunu direne edip, delikten içeriye aktarıyorlar.

Manastırın taşlarını dışarıdan getirmemişler, kendi ana kaya üzerinde işlerinde inşa edilmiş, çıkan taşları gerekli gördükleri yerlerde ekleme yapmışlar. Bulundukları yerdeki kayayı işlemişler.

Şu yan tarafta manzarayı izlemek için şehir terası var izleyelim, şu tarafta, ASİ’yi görelim.

Taşları görüyorsunuz hasır gibi işlenmiş, şurada da üzüm salkımları var. Üzüm kutsaldır onlar için”.

Yerel gazetelerden öğrendiğimize göre, burada görülen nice taşlar kaçırılmış; tek bir bekçisi bile yok. Çevre çöplerle doluydu. Burası restorasyon (yenileme) yapılacaktı, koruma barakalarını rüzgar uçurdu, öylece kaldı. (Çevrede kocaman kertenkeleler dolaşıyordu).

Çevrede tepeciklerde pek çok elektrik üreten kocaman rüzgâr pervaneleri dönüp duruyordu.

 “Stilitler tarikatının kurucusu Saint Simon Stilit (İ.S. 389- 459) olarak kabul edilmektedir. Kilikya ile Suriye'nin birleştiği sınır bölgede doğduğu ve genç yaşta Antakya'da yaşamaya başladığı görülmektedir. Simon bir manastırda aldığı temel din eğitiminden sonra kendini kentin dışında bir hücreye kapattı. Burada 3 yıl yaşadıktan sonya kentin yakınında bir dağa çıkarak, burada kendini bir kayaya zincirledi ve çevresine çizdiği bir çemberin dışına çıkmadan yaşamaya başladı. Sabrı, dayanıklı, inancı kısa zamanda duyulduğu ve Hıristiyanlık dünyasının her yanından hastalar, dertliler, çaresizler vb. Simon'a akmaya başladılar. Başlangıçta Simon biraz yüksekçe bir yere çıkarsa biraz soluk alabileceğini düşünmüş olmalıydı. Zamanla tepesine tünediği sütunun yüksekliği arttı. Son sütuna 13 m. olup en tepesinde 2 m2 genişliğinde bir bölüm vardır. İnsanlardan yatay olarak kaçma umudunu yitiren Simon'un dikey olarak dikey olarak kaçmaktan başka çaresi kalmadığını söyleyenler de çıkmıştır. Terk-i dünya tarikatının merkezi olarak bilinen St. Simon Manastırı, Samandağ-Antakya arasında Antakya'ya 18 km. uzaklıktadır. St. Simon Tepesi denilen ve denizden yüksekliği 479 m. olan bir tepe üzerinde bulunan manastır kalıntıları, 100x150 m2 lik bir alan üzerindedir.

Kilikya ile Suriye'nin birleştiği sınır bölgede doğan ve genç yaşta Antakya'da yaşamaya başlayan St. Simon, (İ.S. 389-459) Stilitler tarikatının kurucusu olarak kabul edilmektedir. Bir manastırda aldığı temel din eğitiminden sonra kendini kentin dışında bir hücreye kapatan Simon, burada 3 yıl yaşamıştır. Daha sonra kentin bir kayaya zincirlemiş ve çevresine çizdiği bir çemberin dışına çıkmadan yaşamıştır. Sabrı, inancı kısa zamanda duyulmuş ve Hıristiyanlık dünyasının her yanından hastalar, dertliler, çaresizler vb. Simon'a gelmeye başlamıştır. M.S. VI.yy.da St.Simon adına buraya bir Manastır yapılmıştır. Burada inzivaya çekilen St. Simon'un, 20 m. yüksekliğindeki taş sütun üzerinde 45 gün yaşamış olması, teyit edilmeyen dünya mirası bir rekor olarak kaydedilmiştir. Bu sütunun kaidesini bugün de görmek mümkündür”.[2]

Çevreden aldığımız bilgilere göre, “Terk-i dünya tarikatının merkezi olarak bilinen St. Simeon Manastırı’nın içindeki tarihi eserler güvenlik önlemleri alınmaması nedeniyle tahrip ediliyor veya kaçırılıyor”, diyorlardı.

Cevat Kulaksız ckulksizster@gmail.com

SONNOTLAR

 



[1] Türklerin Müslümanlığı kabul ettiği yıllarda yaşayan Ahmed Yesevi, Peygamber sevgisiyle yanıp tutuşurdu. 

Ahmed Yesevi, XI asrın ikinci yarısında Batı Türkistan’ın Çimkent şehrine bağlı Yesi Sayram (Akşehir) kasabasında doğmuş, 1194 yılında ölmüştür.
Hz.Peygamber,  63 yaşında vefat ettiği için, kendisinin de 63 yaşına geldiğinde, “ben peygamberden fazla yaşayamam” diyerek, yer altına özel bir mezar kazdırmış. Ömrünün kalan kısmını mezarda ibadetle geçirmiş.

http://forum.kanka.net/showthread.php?594017-63-Ya%C5%9F%C4%B1ndan-Sora-Yer-alt%C4%B1nda-Ya%C5%9Fayan-Pir-i-T%C3%BCrkistan

 



Paylaş | | Yorum Yaz
17 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Devlet Katına (DPT) Dinciliği, Dincileri Turgut Özal Sokmuş (1) - 20/11/2017
Şarap Şişesindeki Beş Yüz Yıllık Kin - 17/11/2017
Samandağ Musa Dağı Yolcuları- Hatay Yöresine Bir Gezimiz (1) - 01/11/2017
EĞİTİMİMİZİN SON 15 YILI VE SEÇENEKLERİMİZ SEMPOZYUMU 1 NASIL BİR ÖĞRETMEN 10 (Son Bölüm) - 29/10/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
KONFERANSLAR
İşkur Meslek Kursları
ÇÖZÜM EĞİTİM