• https://www.facebook.com/yenibinyilgazete@gmail.com
  • https://plus.google.com/u/1/
  • https://www.twitter.com/@yenibinyilgzt
  

Prof. Dr. Erinç YELDAN

Prof. Dr. Erinç YELDAN
yeldane@bilkent.edu.tr
İktisadi Kalkınma’dan Burjuva Demokrasisine
13/04/2017

İktisadi Kalkınma’dan Burjuva Demokrasisine

Alternatif İktisadi kalkınma Kuramları El Kitabı, Edward Elgar yayınları, 2016. Yazarları: Erik Reinert, Jayati Ghosh ve Rainer Kattel. Kalkınma sorunsalını ve kalkınma kuramlarını yeniden iktisadın ana gündem maddesi haline getirmek üzere kaleme alınmış dev bir katkı.

“Büyüme” ve sözcüğün daha geniş kavramsallaştırılması olan kalkınma, iktisat biliminin en eski; hatta iktisadın bir bilim olarak doğuşunun ardında yatan en önemli kavramlar arasında kuşkusuz. Örneğin, iktisat kuramlarının ana dönemeçlerinden birisi olan Adam Smith’in eserinin üst başlığı, Ulusların Zenginliğinin Nedenleri Üzerine Bir Sorgulama temasını taşımaktaydı. Uluslar neden ve nasıl zenginleşir? Büyümenin kaynakları nelerdir? Kalkınma nasıl sağlanır?...

Bu sorular klasik dönem iktisat politikası arayışlarının odak noktalarını oluşturmaktaydı. Klasik ekonomi politik, belki de homo sapiens diye nitelendirilen “düşünen insanın” ilk sorularından birisini günümüze değin taşımaktaydı: içinde yaşadığımız toplumun kaynakları nasıl büyütülür? Sorun bir hacim sorunudur.

Ancak, iktisadi düşünce sistematiğinde yirminci yüzyıldan başlayarak ve özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında “hakim ana akım” iktisat felsefesi haline geçecek bir dönüşüm yaşandı: verili kaynakların yeniden en etkin dağılımı. Var olan kaynaklar nasıl yeniden dağıtılırsa hem tüketici, hem de üretici refahı maksimum kılınabilir?

Hakim sorunun dönüştürülmesi basit bir entelektüel ilgi kaymasından ibaret değildir; artık iktisadi düşünce kaynakların geliştirilmesi (kalkınma sorunu) ile değil, var olan kaynakların yeniden dağıtılarak etkin hale getirilmesi (istikrar sorunu) ile ilgilenmektedir. İktisat öğrencilerine daha ilk derslerinde ezberlettirilen yepyeni bir tanım geliştirilmiştir: kıt kaynakların sınırsız ihtiyaçları karşılamak için dağılımı...

Dikkat ediniz: kaynaklar kıttır, sorun kaynakları genişleterek üretmek değil, veri kabul edip, verimli olarak kullanabilmektir. İktisat biliminin ele aldığı sorunlar giderek “kalkınma” odağından sıyrılıp, “verili kaynak dağılımı” ve “istikrar” konularına indirgendikçe, analiz yöntemleri de sınıfsal içeriğini ve tarihsel/sosyal perspektifini terk edip, tarih-dışı, sosyal gerçeklerden bağımsız bir matematiksel akrobasiye dönüştü.

“Piyasa dengesi” kavramı adeta kutsallaştırıldı. Dahası, “denge” sadece arz ve talebin eşitlendiği güncel piyasa dengesini değil, zamanlar, nesiller, ülkeler, .. –arasında her an, her koşulda anında ulaşılabilecek mistik bir hedefe dönüştürüldü. Mesleğe yeni atılan genç iktisatçılar bu mistik ütopyaya ulaşmak için en sofistike, en karmaşık matematiksel ve istatistiksel aletleri çantalarına yerleştirmeye koşullandırıldılar.

Kalkınma kavramı ders kitaplarından çıkartılırken, “kalkınmakta olan ülkeler” kavramının yerini “yükselen piyasa ekonomileri”; “sınıfların” yerini “piyasa oyuncuları”; “emperyalizm ve sömürü” kavramlarının yerini “küreselleşmeyi kucaklamak ve yoksullukla mücadele” türü yeni ve içeriği boşaltılmış renkli söz oyunları aldı.

Bu gelişmeler yaşanırken, küresel boyutta hakim sınıfların yönetim, adalet ve hukuk olgularına bakışında da önemli dönüşümler yaşanmaktaydı. Söz konusu dönüşümleri, Prof Dr Bilsay Kuruç, bundan yaklaşık bir ay kadar önce Uğur Mumcu haftası vesilesiyle Ankara’da düzenlenen bir panelin açış konuşmasında şu sözlerle değerlendirmekteydi: “uluslararası sermayenin kabaca 1990’lardan bu yana yeni demokratik kurumlar ve kavramlar geliştirmeye niyeti yoktur”.

Bunun nedenini burjuva demokrasisinin bundan böyle sermayenin birikim ve kar olanaklarına engel oluşuna mı; ya da burjuvazinin artık yeni kurumları tarih sahnesine taşımaya gücü kalmayışına mı bağlamamız gerektiğini (şimdilik bu yazının sınırları içerisinde) bilemiyoruz...

Ancak Bilsay hocanın bir ek değerlendirmesi daha vardı: “ulusal burjuvazi de bu durumdan hiç tedirgin değildir... Hatta denilebilir ki bu anti-demokratik dönüşümü sineye çekmekten de rahatsızlık duymamaktadır”.

İktisadi kalkınma diye söze başladık, nereden nereye geldik...



Paylaş | | Yorum Yaz
406 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Büyümenin Ardındaki Gerçekler - 17/12/2017
Büyümenin Ardındaki Gerçekler
ABD’den Reel Ekonomi Dersleri - 29/03/2017
FED’in olası faiz artışının Amerika ve küresel ekonomiyi nasıl etkileyeceği sorusu sürekli iktisat medyasının gündemini meşgul etmekte.
Şimdi Kapital’i Okumak Zamanı - 23/03/2017
Kapital yeniden okunmalı, evet; dogmalara sapmadan, hazır sorulara basma kalıp hazır yanıtlar yetiştirmeye çalışmadan; her türlü bağnazlıktan arınarak.
Türkiye’de Döviz Kuru ve Faizler Niye Aşırı Oynak? - 16/03/2017
Kuşkusuz ki Türkiye’nin ana sorunsalı tam da burada yatmaktadır: Türkiye’nin mali piyasalarında hem döviz kuru, hem de faiz birlikte neden bu kadar oynaktır?
Dolar Bir Yatırım Aracı Değildir, Olmamalıdır - 09/03/2017
Dalgalanmalar o tarihten bu yana şiddetlenerek sürmekte. Ulusal finans piyasalarında yaşanan bu olgunun ne kadar sürdürülebilir ve kalıcı olduğunu bilemiyoruz.
Yandaş Kapitalizmi - 08/02/2017
Söz konusu olan şey, aslında AKP’nin yeni koalisyonlar kurgulama ve sermaye gruplarını kamu rantları yoluyla “hizaya” getirme operasyonlarına yönelik olduğu açık olarak görülmektedir.
Döviz Piyasasında Kargaşa: Merkez Bankası Nereye? - 20/01/2017
Oysa bir başka yol daha var, anımsatalım: sermaye hareketlerinin denetlenmesi ve kontrolü, Şili, Malezya örnekleri... Neden olmasın? Aykırı düşünmek niye bu kadar zor?
Ekim Devrimi Yüz Yaşında - 06/01/2017
Bunların en anlamlısı, kuşkusuz, o günlerin takvimiyle 25 Ekim, günümüz takvimiyle 7 Kasım’da zafere ulaşan 1917 Ekim Devriminin yüzüncü yılında olmamız.
“Yeni” Milli Gelir Serisi Üzerine Gözlemler - 21/12/2016
2009 baz yılı olarak yanlış seçilmiş bir yıl. ESA-2010 metodolojisi uygulanacaksa, Avr. İstatistik Bir. gibi biz de hesaplamalarında 2010 yılını baz olarak kabul etsek ve bunu da 2012 bazlı Girdi Çıktı Tablosuna bağlasaydık daha sağlıklı olmaz mıydı.
 Devamı
KONFERANSLAR
İşkur Meslek Kursları
ÇÖZÜM EĞİTİM
Reşat Hoca-Fizikçi