• https://www.facebook.com/yenibinyilgazete@gmail.com
  • https://plus.google.com/u/1/
  • https://www.twitter.com/@yenibinyilgzt
  

Cevat KULAKSIZ

Cevat KULAKSIZ
ckulaksizster@gmail.com
Bir Ülkede Yukarıdakiler İrticaya Göz Kırparsa, Aşağıdakiler Tırmandırır
12/03/2018

 

“Hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir. Bizim lisanımızda buna irtica derler.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 14/339)

 

“Kurtuluş Savaşı destanının ölümsüz erleri irticaya karşı da savaş vermişlerdir. Bu erler, ‘Sarayın, Teâlii İslam Cemiyeti adı altında memleketin her tarafında irtica hareketleri tertiplediğinden’ sürekli yakınmak zorunda kalmışlardır.” (bk. Atatürk’ün Bütün Eserleri, 6/384, 398; 7/21-22)

                                                      

 

Birkaç gün önce, İstanbul Atatürk Havaalanı'nda binlerce kişinin zikirli görüntüsünü TV lardan sanırım birçok kişi izlemiştir. Sonradan öğrendiğimize göre, Uşşaki Tarikatı Lideri "Fatih Nurullah Efendi, umreden döndüğü için, hava alanında müritleri liderlerinin elini öpmek amacıyla bekliyorlarmış. Beklerken de binlerce mürit izleyenlerin şaşkın bakışları arasında zikir çekmeye, ilahiler, kasideler söylemeye başlamışlardı. Cumhuriyetin daha yüzüncü yılı bile dolmadan bu irtica provalarını laik TC devletinin insanları şaşkınlıkla izliyorlardı.  Kendi kendime bu manzarayı görünce, irtica nabzımızı yokluyor, diye düşündüm.

Daha önceki yıllarda da Aczimendiler ve daha başka tarikatlar, toplu ayin, zikir törenleri ve yürüyüşleri yapmışlardı. Tüm cemaatler, tarikatlar, adım adım, nabız yoklayı yoklayı, iki adım ileri, bir adım geri hamleleri ile şimdiki aşamaya gelmişlerdi. İrticai tırmanış ilkin “başörtüsüne özgürlük” le başlamış, şimdilerde olduğu gibi laik devleti yıkma aşamasına gelinmişti. İrticanın ilerlediği bu aşamalarda, aşırı dincilerin ve irticacıların insanları nasıl köleleştirildiğini, liderlerini de nasıl ilahlaştırdığını görmek mümkündü. [2]

Yine ekonomik ve dinsel gücü çok olan siyasi kişilerin, insanlar üzerinde nasıl bir küçültücü biatçilik oluşturduğunu, son yıllarda ülkemizde de görüyoruz. Örneğin RTE yi bazıları “peygamber” benzetmesi yaparken, oğlu Bilal Erdoğan için, kral ve şahlar için söylenen bir unvanla hitap edildiğine de tanık olduk. 

İstanbul Küçükçekmece'deki Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi'nde düzenlenen "Son büyük sultan Abdülhamid Han'ı anlamak" etkinliğine katılan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın, AKP'li Küçükçekmece Belediye Başkan Vekili Mehmet Besim Müftüoğlu tarafından "Sayın Bilal Erdoğan beyefendi hazretleri" ifadeleriyle selamlandığı öğrenildi. 

Cahil insanlarda güce biat etme ve güce tapma duygusu oluşur. Onun için adında Prof olan iktidarın biatçi ve yalaka sözde bazı aydınları, cahilleri aydınlara yeğliyorlar. [3]

Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, katıldığı programda ülkeyi ayakta tutacak olanların okumamış cahil halk olduğunu söyledi. 

“Okuma oranı arttıkça afakanlar basıyor” diyen profesör tepkiyle karşılandı. "Hem ilkokul mezunu hem ferasetli hem cahil. Ülkeyi bu kesim kurtaracak"[4]

 “Dinci kinci” nesil yetiştirmeyi amaç edinmiş ülkelerde irtica tırmanır, hele iktidar ve para gücü de ellerinde olursa,  bizdeki iktidarlar da buna göz yumarsa, o ülkede dincilik, gericilik-irtica tırmanır. Türkiye 15 yıldır işte bu süreci yaşıyor. Bunun açık örneğini yakın zamanda milletçe yaşayarak gördük. İktidarın koruyuculuğu ile paralel uygulamaları, dinci görünen FETÖ ile sanki koalisyon hükümeti kuruyormuş gibi, tüm devlet organlarını ortaklaşa kullanmaları, FETÖ dinci örgütünün sessiz ve derinden her şeye sinsice girip el komasıyla, darbeler tarihinin en kanlı darbesine neden olmuştu.

Pakistan Devlet Başkanı Ziya Hül Hak ile İran dini lideri Humeyni’nin taviz ve eylemleri ile ülkeleri aşırı dinci ve irticanın kucağına itilmiş oldular. Şimdilerde, İran halkı çağdaş dünyanın sosyal kalkınmışlık özlemi için çırpınırken, Pakistan da komşusu Afganistan’la aşırı dincilik terör kaosu içinde kıvranmaktalar.  Dünyanın en dini baskıcı devleti Suudi Arabistan da, çağdaş ilerlemiş dünyanın ilerlemiş, sosyal gelişmişliğini gördüğünden halkın istemi, baskı ve etkisi ile ileri atılım uygulamalarına başlamıştır. 

Yine ülkemizde, Atatürk’ün bu dünyadan zamansız göçünden sonra gelen tutucu, çıkarcı iktidarlar, siyasi liderler özellikle 1950 den sonra hainliğe varan gizli açık verdikleri ödünler yüzünden ülkemizde irtica iktidara gelir olmuştur. Bu verilen haince ödünler yüzünden irticanın kaynağı olan medreseler, cemaatler, tarikatlar, irticai dernekler tarafından kurulmaya başlamış bile. Bilmem son zamanlarda cuma namazlarında “bu hafta filan külliye medresesi inşaatına yardım edilmesi” anonsuna rastladınız mı?

“Cumhuriyetle hesaplaşma öyle bir aşamaya getirilmiştir ki, 1-3 Ekim 2017 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ‘11. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun ardından, Said Nursi Hatıra Pulu bastırılmıştır”. Oysa O Said Nursi ki, ömrünce çağdaşlıkla, cumhuriyetle kavgalı bir adamdı.[5]

Said-i Nursi II. Abdulhamit’den bu yana, 31 Vakasına karışmış gericiliğin başı idi; şimdiki Laik TC nin başına da bela olan Fetullah Gülen’in de piri idi, Fetö, Said-i Nursi’nin nurculuğunu kendine rehber edinmişti. İşte bu din sömürücülüğü yapan siyasiler yüzünden irtica, Türkiye’de tırmanışa geçmiş, 15 Temmuz 2016 da da, darbe yapacak kadar hayâsızlaşmıştı).

 

Hep Dini Kullanarak İktidara Geldiler

Bu arşiv gibi anı defterimin 1041. Sayfasına şu anekdotu yazmışım:

“Demokrat Parti 1950 seçimlerine “imanla, imansızın ayrılacağı büyük gün” diyerek giriyordu.

Yine aynı parti seçim öncesi yaptığı bazı propagandalarda: “Bir yanda Kuran, bir yanda Nutuk, söyleyin bakalım sandıkta Kuran’ı mı, Nutuk’u mu seçeceksiniz”.

Böylece Demokrat Partililere karşı parti CHP yi halka karşı imansızlıkla suçluyor. Yine aynı parti Kuran ile Atatürk’ün Nutku’nu karşı karşıya getirip haince dini siyasete alet ediyordu.  (Fırsat buldukça dini siyasete alet eden Menderes, TBMM indeki çoğunluğa karşı, “siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz”  diyerek irticaya yeşil ışık yakıyordu).

Menderes’ten başlayın, Özal’a, Demirel’e RTE ye kadar tüm lider görülenler irticaya yeşil ışık yakmışlardır.

28 Ekim 1990 Laik Cumhuriyet’in azılı düşmanı Said-i Nursi için, özellikle 28 Ekim’e denk getirilerek Ankara Kocatepe Camiside okutulan mevlide DYP ile ANAP tan kimi parlamenterler de katıldı.  O zaman DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyete karşı bir irtica gösterisine dönüşen mevlidi şu telgrafla kutluyordu: “gösterisine dönüşen mevlidi şu telgrafla kutluyordu: “Büyük âlim ve büyük müfessir Bediüzzaman Said’i Nursi için okunacak mevlidi, Allah kabul etsin. Hakkın savunucusu ve iyiliğin yol göstericisi olan Bediüzzaman Said’i Nursi’ye Allah rahmet eylesin .”

İrticanın temsilcilerinin (Püsküllü Kadir Mısıroğlu’nun) Atatürk hakkındaki aşağıda verdiğimiz hakaretlerini hepiniz duymuşsunuzdur.

 

Hele Püsküllü Fesli Deli Kadir’in Söyledikleri

- Kurtuluş Savaşı'nda Yunan galip gelseydi, ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat yıkılırdı”, “Yunanı 500 sene idare ettik, yendik diye bayram yapmak abesle iştigaldir”,

- “10 Kasım’da saat 09.05’te kenefe gidin”,

- “Buradan ilan ediyorum, 80'ime giriyorum, Mustafa Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin, bu dünyada da ahrette de alakam olmaz, kabul etmiyorum, vasiyetimdir”.

“Heykellerinin köpek leşi gibi sürüklendiğini göreceksiniz”  

İşte bu denli Atatürk’e hakaret eden bir meczubu, Laik TC nin Cumhurbaşkanı RTE, sanki onu kutlamak içinmiş gibi ziyaret edebiliyor. Daha pek çok örnekler verebiliriz. Gerisini varın siz düşünün.

Ayrıca ülkemizde eğitim tarikatlara terk edilirken öğretim piyasalaşıyor.

Uzmanların açıkladığına göre  “4+4+4 eğitim uygulamasından sonra bir milyon çocuğun, ilköğretim çağındaki bir milyon çocuğun okula gitmek yerine, tarikatların eline terk edildiğini” öğreniyoruz.

İşte yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız devlet başkanlarının irticaya ödün veren tavırlarını görünce, İstiklal Savaşımızın ve Cumhuriyet devrimlerimizin unutulmaz kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün irtica karşısında, medrese ve medreseliler karşısında dik duran, ödünsüz tavrını anımsatan iki anısını buraya alma gereğini duyduk.

 

Bitmeyen Kinin Kaynağı
1920'lerde Rus Büyükelçi Aralov anlatıyor, yobazların bitmez kininin nedenini...
Bir Rus diplomatın Türkiye anılarından:
(Konya)
“O gece iki medreseyi ziyaret ettik.
Kanlı canlı, hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. Bunların yanında, geniş cübbeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. Hepsi de yerlere kadar eğilerek Mustafa Kemal Paşa'yı selamlıyorlardı.
Bunların içinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu, Mustafa Kemal Paşa'dan medrese sayısını arttırmasını rica etti. Bu zat, ayrıca medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını da istirham etti.
Hoca konuşurken Mustafa Kemal'in kendini tuttuğu belli oluyordu. Ama medrese öğrencilerinin askere alınmamaları söz konusu olunca, artık kendini tutamadı ve yüksek bir sesle, sertçe:
- Ne o, dedi, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!
Mustafa Kemal konuştukça, gözleri daha korkunç bir hal alıyordu:
- Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim!
Hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı.
Mustafa Kemal Paşa bize dönerek:
- Haydi gidelim, dedi, artık burada bizim için yapılacak bir şey kalmadı. Ve şöyle, isteksizce bir selam vererek oradan ayrıldı.
Mustafa Kemal Paşa otomobilde uzun bir süre yatışmadı:
- Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları malî dayanaklarından, vakıflardan, yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, nerede ise üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.
Mustafa Kemal, Anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran 17 bin medrese bulunduğunu söyledi. Bu tam bir kolordu demekti.

Medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine Mustafa Kemal, bunların askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi.
Bu inkılâpçı adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay son günlerin en çok üzerinde durulan konusu haline gelmişti”.

(Semıyon Ivanovıc Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları) [6]

 

ATATÜRK: “İRAN OLMAYACAĞIZ”

“Tarih: 18 Eylül 1924  Yer: Rize.

“Mustafa Kemal eşi Latife Hanım’la birlikte bir gün önce saat 18.00 de Rize’ye gelmişti. Valiliği, belediyesi ve garnizonu ziyaret ettikten sonra geceyi Rize’nin tanınmış isimlerinden Mehmet Mataracı’nın konağında geçirdi.

Saat 14.30 da Hamidiye gemisiyle Giresun’a hareket edecekti. Halkın alkışları ve İdman Yurdu’nun bandosuyla valilikten uğurlanırken yanına iki müftü yaklaştı. Bundan sonrasını Cumhuriyet gazetesi muhabirinin yazdıklarından okuyalım:

“Paşa Hazretleri’nin hükümet dairesinden dönüşleri esnasında Rize ve Atina (yeni adı Pazar) müftüleri tarafından kendilerine bir dilekçe verilmiştir.

Dilekçede medreselerin tekrar açılması talep ediliyordu. Reisicumhur hazretleri, dilekçe muhteviyatını öğrenince asabileşmişler ve müftülere hitaben: “Tevhid-i tedrisat mı istiyorsun? Bu millet mektep yapmayacak mı? Şimdiye kadar geri kalmamızda en büyük etkenin ne olduğunu bilmiyor musunuz? Hayır, medreseler açılmayacak!” buyurmuşlar ve halk tarafından alkışlanmışlardır. Paşa Hazretleri hitabelerine devam buyurarak: “Geçiminiziz mi düşünüyorsunuz Müsterih olun, ibadetinizle uğraşın. Bırakın milleti. Yoksa bu kararı veren Meclis’te sizden büyük âlimler mi yok? Millet bildiği gibi yapacak”.

Paşa Hazretleri tekrar şiddetle alkışlanmışlardır ve müteakiben Vali Bey’le bir müddet konuşmuşlar ve bu arada, “bu adamlar burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?” demişlerdir. Ahali müftüleri kınamış ve Gazi’nin hitabesinden çok memnun olmuştur”.

Mustafa Kemal niye İran’ı kötü örnek olarak gösterdi?

O dönemde İran’da neler oldu?

Rıza Şah, İngilizlerin desteğiyle İran’da darbe yaptı. Ordu Komutanlığı, Savunma Bakanlığı derken Başbakan oldu. Kaçar Hanedanı’nın gücünü yok etmek için cumhuriyet ilan etmek istedi. Dava arkadaşları modernistler ülke genelinde cumhuriyet propagandası yapmaya başladı. Ancak cumhuriyet kurulmasına (İngilizlerin kontrol ettiği) mollalar karşıydı ve bunlar eğitimsiz halkı kışkırttı. Cumhuriyet hayalinin gerçekleşmeyeceğinin farkına varıp, iktidar gücünü elinden kaçırmak istemeyen Rıza Şah, toprak ağaları ve mollaların desteğiyle krallığını ilan etti! Meclis’te İslam yasalarını koruyacağına ve hiçbir değişiklik yapmayacağına yemin etti.

İşte… Bir yıl önce cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal, medreselerin açılmasını istemeyen hocalara kızıp, bu nedenle “Türkiye, İran olmayacak” demişti!

Krallığı, halifeliği elinin tersiyle itekleyip ülkesine cumhuriyet rejimi getiren Mustafa Kemal başarılı oldu mu? Kuşkusuz oldu.

Peki, cumhuriyetin devrimleri korunabildi mi?

Atatürk’ün hassasiyeti anlaşılabildi mi?

Mustafa Kemal’in evinde kaldığı Rize’li Mehmet Mataracı, bir yıl sonra Şapka Kanunu çıktığında, İstanbul’dan hemen 10 adet şapka getirtti. Hemşerilerine dağıttı. Rize’nin çağdaş bir şehir olması için ömrü boyunca çabalayan Mehmet Mataracı’nın adı, bugün şehirde nereye verildi, bilir misiniz: “Mehmet Mataracı Kız Kuran Kursu”.

………

Kaynak: Galat-ı Meşhur Doğru Bildiğimiz Yanlışlar Soner Yalçın Kırımızı Kedi Yayınları sf 123-124

Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR



[1] İrtica. Türk siyaset literatüründe önceleri geriye dönüşü, daha sonra bilhassa mevcut düzeni dinî esaslara dayandırmayı amaçlayan düşünce ve eylemler için kullanılan bir terim. Arapça'da "geri dönmek, iade etmek, talep etmek" gibi anlamlara gelir. 

Terakkinin zıddı olan "irtica" kelimesi, Arapça "Ricat" kökünden türetilmiştir. "İstif'al" babından "İrtica" olarak dilimize girmiştir. Lügatte "geri dönmek" demek olan bu kelime Türkçe'de; yeniliklere değer vermeyip, her yönüyle eskiyi özlemek veya eski düzeni getirmeye çalışmak anlamını ifade eder.

 

[3] http://t24.com.tr/video/akpli-belediye-baskan-vekili-bilal-erdogani-boyle-selamladi-beyefendi-hazretleri,12646

 



Paylaş | | Yorum Yaz
57 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ramazan Davulcusu - 16/06/2018
Ramazan Davulcusu
KURBAN - 14/06/2018
KURBAN
MEYVE ÇEKİRDEKLERİNE DİKKAT - 06/06/2018
MEYVE ÇEKİRDEKLERİNE DİKKAT
TÜLBENTTEN TÜRBANA TÜLBENT DEVRİMİ - 04/06/2018
TÜLBENTTEN TÜRBANA TÜLBENT DEVRİMİ
“GEÇİNEMİYORUZ” HAZİRAN HAREKETİNİN İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA, PAHALILIĞA HAYIR FORUMU (2) - 29/05/2018
“GEÇİNEMİYORUZ” HAZİRAN HAREKETİNİN İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA, PAHALILIĞA HAYIR FORUMU (2)
“GEÇİNEMİYORUZ” HAZİRAN HAREKETİNİN İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA, PAHALILIĞA HAYIR FORUMU - 28/05/2018
“GEÇİNEMİYORUZ” HAZİRAN HAREKETİNİN İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA, PAHALILIĞA HAYIR FORUMU
Siyasi Bağımsızlık Ekonomi Bağımsızlıkla Olur - 25/05/2018
Siyasi Bağımsızlık Ekonomi Bağımsızlıkla Olur
BASIN AÇIKLAMASI BASINA VE KAMUOYUNA - 22/05/2018
BASIN AÇIKLAMASI BASINA VE KAMUOYUNA
19 Mayıs 1919 Kurtuluş Şavaşının Başlangıcıdır - 19/05/2018
19 Mayıs 1919 Kurtuluş Şavaşının Başlangıcıdır
 Devamı
KONFERANSLAR
İşkur Meslek Kursları
ÇÖZÜM EĞİTİM
Reşat Hoca-Fizikçi