• https://www.facebook.com/yenibinyilgazete@gmail.com
  • https://plus.google.com/u/1/
  • https://www.twitter.com/@yenibinyilgzt
  

Prof. Dr. Erinç YELDAN

Prof. Dr. Erinç YELDAN
yeldane@bilkent.edu.tr
Büyümenin Ardındaki Gerçekler
17/12/2017
Son büyüme rakamları ulusal ekonominin kabaca son yirmi yıldır içinde bulunduğu yapısal
koşulların bir özeti niteliğinde: Türkiye ekonomisi yurt dışından sermaye girişleri
hızlandığında büyüyen, sermaye girişleri yavaşladığında (dikkat ediniz sermaye çıkışı değil,
sadece yavaşlama) ise daralan bir ekonomi görünümündedir. Sermaye hareketlerine bu aşırı
duyarlılık Türkiye’nin 1980’lerden bu yana uluslararası iş bölümünde taşeronlaştırılmış bir
ucuz işgücü deposu ve ithalat cenneti biçiminde “yükselen piyasa ekonomisi” olarak
eklemlendirilmesine yönelik politikaların sonucudur.
Türkiye ekonomisinin (teknik ifadesiyle gayrı safi yurtiçi hasılasının) 2017’nin üçüncü
çeyreğinde yüzde 11’i aşan büyüme performansının sade ve net açıklaması budur. Yıllık
bazda yeniden 41 milyar dolara ulaşan ve şimdiden milli gelirin yüzde 5’ini aşan cari işlemler
açığı ile uyarılan ulusal ekonomi, bir yandan da kredi garanti fonu ve benzeri kamu
politikalarıyla şişkinleştirilmekteydi. Böylelikle merkezi yönetim bütçe açığı daha yılın ilk on
ayında 35 milyar TL’ye ulaşırken, açığın milli gelire oranı da yüzde 2’ye dayanmaktaydı.
Dolayısıyla bir yandan dış sermaye girişleri, bir yandan da kamu bütçe dengelerini tehdit eden
biçimde teşviklendirilen ulusal ekonominin bir saman alevi gibi konjonktürel bir sıçrama
göstermesi hiç şaşırtıcı olmamalıdır. Bu konjonktürel ivmenin yarattığı dengesizlikler ise
semptomlarını iki haneye ulaşmış enflasyon baskısı olarak kendini göstermektedir.

***

Ancak, üçüncü çeyreğin büyüme rakamının ardında bir önemli etken daha bulunmaktadır:
2016’nın eş değer dönemine görece yaşanmakta olan baz etkisi. Bilindiği üzere geçen
senenin 15 Temmuz’unda yaşanan darbe girişimi ve sonrasında yaşanan siyasi şoklar
nedeniyle ulusal ekonomide ciddi bir daralma yaşanmış ve büyüme hızı 0.8 oranında daralmış
idi. Dolayısıyla, 2017’nin üçüncü çeyrek performansı daralan bir ekonominin üzerine
gelmekte ve istatistiksel olarak abartılı bir yanılsamayı içinde barındırmaktadır.
O halde ekonomik büyümenin nicel boyutlarını bu yanılsamanın etkilerinden arındırmamız
gerekecektir. Bu amaçla gene TÜİK’in yayımlamakta olduğu mevsimsel ve takvim
etkilerinden arındırılmış büyüme rakamlarına bakmamız yeterlidir. Bunun ötesinde, söz
konusu “baz etkisini” bertaraf etmek için geçen yılın eş değer dönemine görece
yıllıklandırılmış bir karşılaştırma yapmak yerine, çeyrek dönemlerdeki büyüme oranlarını tek
tek sıralamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Aşağıda TÜİK’in resmi verilerinden
derlediğimiz böylesi bir analiz sunuyoruz.

Mevsim ve Takvim Etkilerinden Arındırılmış Büyüme Göstergeleri (Çeyreklik Değişim, %)

Tablodaki veriler, milli gelirin (gayrı safi yurtiçi hasılanın-- GSYH’nin) ve önemli
makroekonomik göstergelerin büyüme oranlarını, mevsim ve takvim etkilerinden arındırarak
vermektedir. TÜİK verilerine göre, baz etkisinden arındırılmış milli gelirin büyümesi
2016’nın son çeyreğinde yüzde 4.9 iken, sonraki çeyrek dönemlerde, sırasıyla yüzde 1.6 ve
2.2 olmuş; içinde bulunduğumuz veri döneminde ise sadece yüzde 1.2 olarak gerçekleşmiştir.
Yani, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında yüzde 11.1’lik cila silinmekte ve
Türkiye ekonomisinin son dört çeyrek dönemde aslında yavaşlamakta olduğunu
belgelemektedir!
Ekonomik büyümenin ardında itici olarak öne sürülen “hane halkları özel tüketim
harcamaları” ile “ihracat” kalemlerinde de benzer eğilimler yaşanmakta ve ekonominin
ithalata bağımlılığının sürdüğü net olarak görülmektedir.
Sektörlerin performansına gelince; yıllardır kendi kaderine terk edilmiş ve piyasa güçlerinin
anarşik dalgalanmalarına emanet edilmiş Türk tarımının söz konusu dönem boyunca
durağanlaşması ve nihayet yüzde 0.2 oranında gerilemiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır.
Diğer yandan yeni istihdam yaratmakta zorlanan ve sabit sermaye yatırımlarındaki payı
giderek küçülen, taşeronlaştırılmış ve dışa bağımlı yapısıyla imalat sanayinin 2016’nn son
çeyreğinden bu yana yavaşlamakta oluşu ve nihayetinde de aslında yüzde -1.3 ile daralmış
olması gene şaşırtıcı değildir. Türkiye ekonomisinin geleceğini inşaata yapılan yatırımlarda
gören büyüme stratejisi, inşaat sektöründe yaşanan yüzde 5.4’lük büyüme oranlarında ortaya
çıkmaktadır.
Büyüme rakamlarının ardında yatan gerçek yalın ve nettir: istatistiksel yanılsama yaratan baz
etkisinden, yani mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında, Türkiye ekonomisi son dört
çeyrek boyunca durağanlaşmaktadır.


Paylaş | | Yorum Yaz
28 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

İktisadi Kalkınma’dan Burjuva Demokrasisine - 13/04/2017
ABD’den Reel Ekonomi Dersleri - 29/03/2017
Şimdi Kapital’i Okumak Zamanı - 23/03/2017
Türkiye’de Döviz Kuru ve Faizler Niye Aşırı Oynak? - 16/03/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
KONFERANSLAR
İşkur Meslek Kursları
ÇÖZÜM EĞİTİM